Öğrenilmiş ve Öğretilmiş Çaresizlik

Bu ülkede yoksulluk artık bir sonuç değil, neredeyse bir politika aracı hâline getirildi. Daha doğrusu, halka öğretilmiş bir çaresizlik dayatılıyor. “Bütçe yok”, “kaynak yok”, “disiplin şart” denilerek özellikle emekliye susması, katlanması, idare etmesi öğütleniyor.

Oysa rakamlar başka bir hikâye anlatıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2025 yılında 865 milyar TL olan bütçesi, 2026’da 447 milyar TL’ye düşürüldü. Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu, açıkça “emekli, sen geçinemezsin” demektir.

2026 bütçesi daha uygulamaya girer girmez borçla başladı. Yönetim, bütçenin yaklaşık yüzde 50’sini borçla karşılamayı planlıyor. Toplamda 8,5 trilyon TL borç10,5 trilyon TL vergi geliri ile 19 trilyon TL’lik bir fon kullanımı hedefleniyor. İçeride ve dışarıda alınan bu borçların tamamı, devlet adına ama milletin sırtına fatura ediliyor.

Peki sorulması gereken sorular soruluyor mu?
Bu borçlanma kararlarını kim alıyor?
Seçmen, bu borçların 12 yıl boyunca ödeneceğini biliyor mu?
TBMM’deki vekiller bu borçları gerçekten sorguluyor mu, yoksa sadece el mi kaldırıyorlar?

Türkiye, doğrudan tahvil satışı yerine, tahvillerini iskontolu şekilde belli başlı finans kuruluşlarına veriyor: Abu Dhabi Commercial Bank, BNP Paribas, Citi, Goldman Sachs, Standard Chartered…
Hepimize hayırlı olsun(!)

Ama iş emekliye gelince tablo değişiyor.

Emekli için verilen bütün önergeler reddediliyor. Sonra çıkıp “En düşük emekli maaşını 20 bin TL yaptık” diye övünüyorlar. Oysa açlık sınırı 30 bin TL’yi aşmış durumda. Yaklaşık 4,9 milyon emekli, hayatta kalma sınırının altına mahkûm edilmişken hâlâ “bütçe disiplini” masalı anlatılıyor.

Kaynakları zorlayıp 69,5 milyar TL ayırmayı fedakârlık diye sunanlar, konu bir avuç ayrıcalıklının rantı olunca bütçe disiplinini bir anda unutuyor. Enflasyonla mücadele ettiklerini söylüyorlar ama gerçekte yapılan şey çok net:
Emekli, enflasyona kurban edildi.

Üstelik bu ilk adaletsizlik de değil. 32 ay önce, emekli memurun yasal hakkı olan seyyanen zam, KHK ile iptal edildi. Bugün gündeme getirilen “sadece en düşük emekli maaşına iyileştirme” yaklaşımı da kabul edilemez. Hak, bir lütuf değildir.
Tüm emeklilere, hak ettikleri maaş verilmelidir.
Açlık sınırının altında maaş vermek, sosyal devlet değil, insanlık ayıbıdır. Asgari ücrete %27 zam, kamu emeklisine %18 zam, emekliye %12 zam, ama milletvekillerine %36 zam yapıyorsun bu daha da büyük ayıptır.

Daha da acısı şu:
Somali’ye 30 milyon dolar hibe,
Moğolistan’a 50 milyon dolar yardım,
Kırgızistan’ın 113 milyon dolarlık borcu siliniyor,
Arnavutluk’a 12 milyon dolarlık uçak hediye ediliyor.

Ama kendi emeklinize açlık sınırının altında maaşı reva görüyorsunuz.

Eğer 2008’de eski uygulama olan taban aylık kaldırılmamış olsaydı, bugün bütün emekliler yaklaşık 46 bin TL taban maaş alacaktı.

Bir başka garabet de Meclis’te yaşanıyor. Muhalefetten gelen önergeler, içeriğine bakılmaksızın AKP ve MHP oylarıyla reddediliyor. 2026 bütçe görüşmelerinde reddedilen önergeler arasında şunlar var:
– En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması,
– Emeklilere bayramlarda asgari ücret tutarında ikramiye verilmesi,
– Okullarda ücretsiz öğle yemeği verilmesi.

Demek ki mesele kaynak değil, tercih meselesi.

Ve unutulmasın:
Seçim zamanı geldiğinde,
Biz de kimi reddedeceğimizi çok iyi biliyoruz.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel