Giresun’da bir anma, bir gerçek ve bir itiraz

Giresun’da dün akşam anlamlı bir programa katıldık. 1924 yılında hayatını kaybeden, bu milletin hafızasında derin izler bırakan kahraman hemşehrimiz Topal Osman Ağa’nın ölüm yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen anma programı, sadece bir etkinlik değil; aynı zamanda bir vefa örneğiydi.

Giresun Müzik Dostları Derneği Başkanı Sayın Osmangazi Doğramacı’nın öncülüğünde gerçekleştirilen programda, günün anlam ve önemine binaen kahramanlık türküleri seslendirildi. Salonda bulunan herkes, sadece müzik dinlemedi; aynı zamanda bir ruhu, bir mücadeleyi ve bir hafızayı yeniden yaşadı.

İşte sivil toplum budur.

Hiçbir yerden talimat almadan, hiçbir gücün gölgesine sığınmadan, tamamen gönüllülük esasıyla bir araya gelmek; milletin değerlerini yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak… Sivil toplum kuruluşu dediğimiz yapı tam olarak budur. Giresun’da bunu görmek, bunu yaşamak gerçekten umut vericidir.

Ancak ne yazık ki Türkiye’de her yapı bu tanıma uymamaktadır.

Bugün kendisini sivil toplum kuruluşu olarak tanıtan bazı yapılar, gerçekte bu kimlikten oldukça uzaktır. Örneğin Memur-Sen ve onun başındaki Ali Yalçın… Açıkça ifade etmek gerekir ki; devlet imkânlarıyla büyüyen, üyelik aidatları dahi kamu kaynaklarıyla karşılanan bir yapının bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olduğunu söylemek mümkün değildir.

Sayın Ali Yalçın’ın yaptığı açıklamalara baktığımızda da bu kopukluk açıkça görülmektedir. “Cumhuriyet 100 yıllık narkozdan uyanıyor” şeklindeki ifadeler, bu ülkenin gerçeklerinden ne kadar uzak olunduğunu göstermektedir.

Oysa yapılması gereken bellidir.

Memurun aldığı zammın yetersizliğini konuşmak…
Emeklinin geçim derdini dile getirmek…
Enflasyonun resmi rakamlarla örtüşmeyen gerçek boyutunu anlatmak…
Türkiye İstatistik Kurumu verileri ile sokaktaki hayat arasındaki uçurumu ortaya koymak…

Bugün Türkiye’de gençler eğitimden vazgeçiyorsa, üniversiteyi bırakmak zorunda kalıyorsa; işsizlik, hayat pahalılığı ve umutsuzluk giderek büyüyorsa; bunları dile getirmek, gerçek bir sivil toplumun görevidir.

Ama görüyoruz ki bazı yapılar, milletin sorunlarından ziyade kendi gelecek hesaplarının peşindedir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de koltuk ve siyaset hesapları, temsil edilmesi gereken kitlenin önüne geçmiştir.

Bu noktada tekrar dönüp dünkü programa bakmak gerekiyor.

Çünkü orada başka bir şey vardı: samimiyet.

Topal Osman Ağa gibi bir isim, zaten milletin gönlünde yerini almıştır. Onun herhangi bir “itibar iadesine” ihtiyacı yoktur. O, bu topraklarda fedakârlığın, cesaretin ve vatan sevgisinin sembollerinden biridir.

Eğer bir kıyas yapılacaksa, bu ancak Enver Paşa gibi isimlerle yapılabilir. Her ikisi de hiçbir zorunlu görevlendirme olmaksızın, kendi iradeleriyle vatan savunmasına katılmış, mücadeleyi seçmiş insanlardır.

Teşkilat-ı Mahsusa gibi yapılar da bu ruhun ürünüdür. Nitekim Adil Hikmet Bey’in “Asya’da Beş Türk” adlı eserinde anlatıldığı üzere, Birinci Dünya Savaşı öncesinde yürütülen faaliyetler; sadece askeri değil, aynı zamanda stratejik bir öngörünün de göstergesidir.

Tarih, fedakârlık yapanları unutmamıştır.

Nitekim Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıktığında, iletişim imkânlarının son derece sınırlı olduğu bir dönemde, Topal Osman Ağa onun yanında yer almış; Havza’da bir araya gelmişler ve ardından kendisi muhafız komutanı olmuştur. Bu buluşma, aslında aynı ruhun iki farklı bedende vücut bulmuş halidir. Teşkilatı mahsusa her ikisini de görevlendirmiştir.

Dünkü program da işte bu ruhu yaşattı.

Sayın Osmangazi Doğramacı ve dernek üyeleri, sadece bir etkinlik düzenlemediler; aynı zamanda bir hafızayı diri tuttular, bir vefayı ortaya koydular.

Kendilerini tebrik ediyorum.

Çünkü bu ülkenin, gösterişten uzak ama yüreğiyle hareket eden gerçek sivil toplum kuruluşlarına her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.