
Dünyada en çok bilgisayar oyunu oynayan ülkeler sıralamasında Japonya, Almanya, Çin, Güney Kore, Hollanda ve Fransa üst sıralarda yer alıyor. Aynı ülkeler, suça karışan çocuk oranlarında ise listenin en altlarında bulunuyor. Yani oyun çok, suç az.
Ama bizde bir olay olur olmaz suçlu bellidir: Bilgisayar oyunları ve internet.
Kahramanmaraş’taki öğrenci ölümlerinden sonra da aynı refleks devreye girdi. Tek ama tek günah keçisi bulundu: Bilgisayar oyunları ve internet. Sanki internet yasaklanırsa bütün sorunlar kökten çözülecek, toplum bir anda huzura kavuşacak.
Doğrusunu söylemek gerekirse, internet bazı çevrelerin fiyakasını gerçekten bozuyor. Şeyhlerimizin, bakanlarımızın, valilerimizin, savcılarımızın yanlışları artık saklanamıyor. Bir olay olur olmaz görüntüler ortaya çıkıyor, bilgiler yayılıyor. İşte bu yüzden yasaklamak bazılarına çok cazip geliyor. Hükümette de bu tür yasak önerileri gündeme geldiğinde büyük bir iştahla sahiplenildiğini görüyoruz. Yandaş medya zaten hazır; kamuoyu oluşturmak için düğmeye basılması yeterli.
Biz de genç olduk. Sabahlara kadar bilgisayar oynadığımız günler oldu. Ama kimsenin aklına suç işlemek ya da teröre bulaşmak gelmedi. O halde sorulması gereken soru şudur: Acaba sorun gerçekten bilgisayar oyunları mı, yoksa yıllardır süren yanlış yönetimler mi? Atalarımız boşuna dememiş: Balık baştan kokar.
Bugün eğitim sistemimizin hali ortada. Sürekli değişen müfredatlar, nitelikten çok kazanca odaklanan kurumlar ve yeterince donanımlı olmayan eğitim kadroları… Liyakat yerine başka ölçütlerin öne çıktığı bir düzenin gençlere nasıl bir gelecek sunacağı da tartışmalıdır. Üniversitelerin niteliği, akademik güven ve eğitim kalitesi konularında toplumda ciddi soru işaretleri oluşmuş durumdadır.
Televizyonlara bakıyoruz; aile içi sorunların teşhir edildiği programlar en çok izlenen saatlerde yayınlanıyor. Şiddetin, entrikanın ve suça özendiren karakterlerin sıradanlaştırıldığı diziler prime time saatlerini dolduruyor. Kahraman diye sunulan karakterler çoğu zaman adaleti kendi eliyle sağlamaya çalışan kişiler. Bu tabloyu izleyen gençlere yalnızca bilgisayar oyunlarını suçlamak ne kadar doğru?
Adalet sistemine duyulan güvenin tartışıldığı, kurumların bağımsızlığı konusunda soru işaretlerinin arttığı bir ortamda, suçun nedenlerini yalnızca teknolojiye bağlamak kolaycılıktan başka bir şey değildir. Şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik olmadan hiçbir toplum sağlıklı şekilde ilerleyemez.
Ekonomide yaşanan yüksek enflasyon, alım gücünün düşmesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar da toplumun huzurunu doğrudan etkileyen faktörlerdir. Hukuk sistemine olan güvenin zedelenmesi, ifade özgürlüğü tartışmaları ve kamu yönetiminde şeffaflık eksikliği gibi konular ise yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorunlarını büyütmektedir.
Kısacası mesele internet değil. Mesele, sorunları doğru yerde aramak yerine kolay hedefler bulup suçlu ilan etmektir. İnterneti yasaklamak, bilgisayar oyunlarını suçlamak ya da gençleri hedef göstermek hiçbir sorunu çözmez.
Sorunların kaynağını görmek istemeyenler için internet hep bir düşman olacaktır. Ama gerçek şu ki, yasaklarla değil; adaletle, eğitimle, liyakatle ve doğru yönetimle güçlü bir toplum kurulabilir.
2