Himaye

19.yüzyılda Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’ni “koruma” ve “himaye etme” politikası, aslında Osmanlı’ya duyulan sevgiden veya Osmanlı’nın güçlü bir devlet olarak görülmesinden kaynaklanmıyordu. Bu siyaset, büyük devletlerin kendi çıkarlarını ve Avrupa’daki güç dengesini koruma amacı taşıyordu.

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılın başlarında askerî ve siyasî açıdan ciddi bir zayıflama dönemine girmişti. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, iç isyanlar, ekonomik sorunlar ve özellikle Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı, Osmanlı’nın kendi gücüyle sorunlarını çözemediğini ortaya koydu.

 

1833 yılında kendi valisi Kavalalı tehlikesi karşısında Osmanlı Devleti, Rusya’dan yardım istemek zorunda kaldı. Rus ordusunun desteğiyle Osmanlı tahtı ve İstanbul korunabildi. Ancak bunun karşılığında imzalanan Hünkâr İskelesi Antlaşması, Rusya’ya büyük avantajlar sağladı.

 

Bu antlaşmayla Rusya, Osmanlı üzerinde güçlü bir nüfuz kurdu. Gizli maddeler sayesinde Boğazlar konusunda önemli bir ayrıcalık elde etti. Osmanlı’nın savaş durumunda Rusya’nın güvenliğini gözeten bir politika izlemesi, Rusya’ya Karadeniz ve İstanbul üzerindeki etkisini artırma fırsatı verdi. Bir zamanların büyük imparatorluğu olan Osmanlı Devleti, kendi başkentini ve toprak bütünlüğünü koruyabilmek için başka bir devletin yardımına ihtiyaç duyacak duruma düşmüştü.

 

Rusya’nın Osmanlı üzerindeki etkisinin artması İngiltere, Fransa ve diğer Avrupa devletlerini endişelendirdi. Çünkü Osmanlı’nın tamamen Rusya’nın kontrolüne girmesi, Avrupa’daki güç dengesini bozabilirdi. Bu nedenle Avrupa devletleri, Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü koruma siyasetini benimsemeye başladılar.

 

1833 tarihli Münchengrätz Anlaşması bunun önemli örneklerinden biridir. Rusya, Avusturya ve Prusya arasında yapılan bu anlaşmada, Osmanlı hanedanının ve Osmanlı Devleti’nin mevcut düzeninin korunması konusunda ortak hareket edilmesi kararlaştırıldı.

 

Görünüşte Osmanlı’nın korunması gibi duran bu kararlar, aslında Osmanlı’nın geleceğinin büyük devletlerin masalarında konuşulduğunu gösteriyordu. Anlaşmanın maddelerinde, Osmanlı hanedanının değişmesi veya yönetimin tehdit edilmesi durumunda birlikte hareket edecekleri belirtiliyordu. Bu durum, Osmanlı’nın kendi iç meselelerinde bile Avrupa devletlerinin müdahale alanına girdiğini gösteriyordu.

 

Sonuç olarak Hünkâr İskelesi ve Münchengrätz anlaşmaları, Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldaki çaresizliğini açıkça göstermektedir. Osmanlı, kendi gücüyle ayakta duran bir imparatorluktan, varlığını sürdürebilmek için büyük devletlerin desteğine ve dengelerine ihtiyaç duyan bir devlete dönüşmüştür. Avrupa devletleri Osmanlı’yı korurken aslında Osmanlı’nın zayıflığından yararlanarak kendi çıkarlarını korumaya çalışmışlardır.

 

Yüzyılda Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’ni “koruma” ve “himaye etme” politikası, aslında büyük devletlerin kendi çıkarlarını ve Avrupa’daki güç dengesini koruma amacı taşıyordu.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.