Giresun’a söz değil, sonuç lazım

Son köşe yazımın ardından gazetemiz yazarı, kıymetli büyüğüm Arif İnanç özelden bir mesaj gönderdi.

Arif abim Ankara’da yaşıyor. Bir süredir KOAH hastalığıyla mücadele ediyor. Rabbim şifasını daim etsin, nefesini ve kalemini eksik etmesin.

Yazdıklarını okuyunca bir kez daha düşündüm:

Biz Giresun olarak yıllardır gerçekten neyin eksikliğini çekiyoruz?

Proje mi yok?

Talep mi yok?

Dosya mı hazırlanmıyor?

Sorunlar Ankara’ya taşınmıyor mu?

Hepsi yapılıyor.

Peki sonuç nerede?

Arif İnanç’ın anlattığı, yıllar öncesinden kalan küçük ama siyasetin nasıl yapılması gerektiğini anlatan çok önemli bir hatıra var.

Bana şöyle yazmış:

Rahmetli Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’le birlikte siyasi çalışmalar kapsamında Görele’nin Zıva köyüne çıkmışlar. Vatandaşlarla sohbet edilmiş, sorunlar dinlenmiş. Güzel bir havada çimenlerin üzerine oturulmuş, Ankara’dan ve siyasetten söz açılmış.

Ergun Özdemir de kendisine, “Ankara’da oturuyorsunuz” diyenlere dönerek şu anlamlı soruyu sormuş:

“Siz o Meclise girip Ankara’da oturunca her şeyin hallolduğunu mu zannediyorsunuz?”

Ardından başından geçen bir olayı anlatmış.

Giresun’un bir ihtiyacı için dönemin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına gitmiş. Bakanla görüşmüş, talebini anlatmış.

Bakan da danışmanına dönüp:

“Tamam, not al” demiş.

Danışman notunu almış.

Milletvekili teşekkür ederek odadan çıkmış, asansöre binmiş.

Tam aşağı inerken söylemesi gereken başka bir hususu unuttuğunu hatırlamış. Asansörü durdurmuş, yeniden yukarı çıkmış. Bakanın odasına tekrar girmiş ve:

“Efendim, bunu da notlara ilave edelim” demiş.

Aradan daha iki dakika bile geçmemiş.

Fakat ne olmuş biliyor musunuz?

Danışman, biraz önce Giresun için alınan o not kâğıdını bulamamış!

İşte mesele tam da burada başlıyor.

Ankara’ya gitmek başka şeydir, Ankara’dan sonuç almak başka şey.

Dosya vermek kolaydır.

Önerge vermek kolaydır.

Bakana talep iletmek kolaydır.

Kapıda fotoğraf çektirmek daha da kolaydır.

Asıl mesele, ertesi gün yeniden o kapıyı çalabilmektir.

“Bizim iş ne oldu?” diyebilmektir.

Bir hafta sonra yeniden arayabilmektir.

Bürokratın masasındaki dosyanın hangi rafta olduğunu takip edebilmektir.

Gerekirse onuncu defa aynı meseleyi anlatabilmektir.

Çünkü Ankara’da binlerce talep var.

81 vilayet var.

Yüzlerce milletvekili, belediye başkanı, oda başkanı, sivil toplum kuruluşu temsilcisi aynı bakanlıkların kapısında.

Siz Giresun’un meselesini takip etmezseniz, o dosya başka dosyaların altında kalır.

Arif abinin anlattığı hatıranın bana düşündürdüğü tam olarak budur.

Geçtiğimiz günlerde de yazdım.

Giresun’un sorunlarını Ankara’ya ulaştırmak elbette önemlidir. Ancak bununla görev tamamlanmış sayılmaz.

Giresun artık verilen dilekçeyi değil, alınan sonucu görmek istiyor.

Çünkü bu şehir çok bekledi.

Çevre yolunu bekledi.

Demiryolunu bekledi.

Yatırımları bekledi.

Fındıkta emeğinin gerçek karşılığını bekledi.

Kimi zaman dosyalar hazırlandı, kimi zaman bakanlarla görüşüldü, kimi zaman kürsülerden yüksek sesle konuşuldu.

Ama vatandaş artık şunu soruyor:

“Sonuç ne oldu?”

Bana göre bugün Giresun siyasetinin en önemli sorusu budur.

Arif İnanç mesajının devamında özellikle fındık meselesine dikkat çekiyor.

Haklı.

Çünkü fındığı yalnızca hasat döneminde konuşursak meseleyi anlayamayız.

Fındık Giresun’da sadece bir tarım ürünü değildir.

Köydeki evin çatısıdır.

Çocuğun okul masrafıdır.

Esnafın veresiye defterinin kapanmasıdır.

Düğünün, borcun, traktörün, gübrenin, ilacın hesabıdır.

Şehir merkezindeki mağazanın cirosundan sanayideki ustaya kadar uzanan ekonomik zincirin en önemli halkalarından biridir.

Bahçeye girmeyen bunun ağırlığını anlamayabilir.

Ama üretici biliyor.

Bir kilo fındık çuvala girene kadar kaç kez o bahçeye girildiğini, otunun kaç kez biçildiğini, gübresinin, ilacının, işçisinin, patozunun, nakliyesinin ne tuttuğunu biliyor.

İşte tam bu noktada Arif abim bana açıkça:

“Sor abisi, sor. Sen gazetecisin, sor.”

diyor.

Soracağız.

Hem de sormaya devam edeceğiz.

Bir kilogram kabuklu fındığın gerçek üretim maliyeti nedir?

Üreticinin elinden çıkan ürün, işlenip paketlenerek market rafına ulaştığında fiyat neden katlanmaktadır?

Üreticinin bu zincirdeki payı neden hâlâ tartışma konusudur?

Fındık üzerinden ciddi gelir elde eden kurumların mali yapıları neden sürekli gündeme gelmektedir?

Fındığın başkenti olduğunu söylediğimiz Giresun, fındıktan hak ettiği ekonomik değeri neden oluşturamamaktadır?

Bunları sormak kimseye düşmanlık değildir.

Gazetecilik budur.

Siyasete de, bürokrasiye de, kurumlara da aynı soruyu yöneltmek gerekir:

Giresun için ne yaptınız ve yaptığınız işin sonucu nedir?

Artık açıklamalarla yetinmemeliyiz.

“Görüştük…”

“İlettik…”

“Talepte bulunduk…”

“Dosyamızı sunduk…”

Bu cümleleri yıllardır duyuyoruz.

Şimdi başka cümleler duymak istiyoruz.

“Başlattık.”

“Ödeneğini çıkardık.”

“İhalesini yaptık.”

“Yatırımı kazandırdık.”

“Sonuçlandırdık.”

Giresun’un ihtiyacı tam da budur.

Rahmetli Ergun Özdemir’in yıllar önce anlattığı o küçük not kâğıdının hikâyesi, aslında bugün siyaset yapan herkese büyük bir ders bırakıyor.

Dosyanızı bırakıp dönerseniz unutulabilirsiniz.

Ama peşini bırakmazsanız sonuç alma ihtimaliniz vardır.

İşte bu nedenle bir kez daha söylüyorum:

Giresun’un Ankara’ya giden siyasetçiye değil, Ankara’dan sonuçla dönen siyasetçiye ihtiyacı var.

Biz de gazeteci olarak sormaya devam edeceğiz.

Kırmadan ama susmadan.

İncitmeden ama vazgeçmeden.

Çünkü mesele kişiler değil.

Mesele Giresun.

Ve artık bu şehir güzel sözlerden, verilen sözlerden, hazırlanan dosyalardan çok daha fazlasını istiyor.

Giresun artık sonuç istiyor.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.