
Onu ilk kez 2000’lerin başında, FİSKOBİRLİK’in kapısından akademik titizliğini de yanında getirerek içeri adım attığı günlerde tanımıştım. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde başlayan, Karadeniz Teknik Üniversitesinde Yüksek Lisans ve Doktora ile devam eden eğitim yolculuğunun, nihayetinde fındığın en köklü kurumlarından birine taşınmış olması bana güven vermişti. “Bu kurumun yükünü taşıyacaksa, o taşıyacak” diye içimden geçirdiğimi hâlâ hatırlarım.
O dönemde gazeteci kimliğimle adım adım izler, eğer kamuoyuna yansıması gereken bir konu varsa mesleğin gereğini yapar, fakat bunu yaparken de ona olan inancımı hiç yitirmezdim. Kısa süre içinde başarılı olacağına dair kanaatim pekişmişti. Ne var ki, yönetim kurulunun perde arkasını bugün bile anlamlandıramadığım bir kararıyla, FİSKOBİRLİK tarihinin belki de en kısa süre görev yapmış genel müdürlerinden biri olarak ayrılmak zorunda bırakıldı. Ardından koltuğa oturan kişinin kurum tarihine “en başarısız” notuyla geçtiğini görünce, işin aslında nerede koptuğunu daha iyi anlamış oldum.
Cemal Öztürk’e o dönem duyduğum güven, zamanla yerini dostluğa, ağabey-kardeş ilişkisine bıraktı. Siyaset sahnesine adım atsa da, akademinin soğukkanlılığını hiçbir zaman üzerinden çıkarmazdı. Yıllar sonra kendimi New York’ta, Covid-19’un hayata attığı o acımasız pençenin içinde bulduğumda, işte o gün yıllarca biriktirdiğimiz dostluğun gerçek anlamını öğrendim. Yaşamla ölümün arasında gidip gelirken, Dışişleri ve Sağlık Bakanlıkları nezdinde yapılan girişimler, bana ve aileme bir can simidi gibi uzanmıştı. Bu, unutulacak bir iyilik değildi; insanın kalbine bir ömürlük iz bırakan türdendi.
Vefatını, oğlum Süleyman Cemre’nin sesi titreyerek haber verdiğinde olduğum yere mıhlanıp kaldım. Bir gün önce entübe edildiğini öğrendiğimde bile içimde bir umut kırıntısı vardı. “Allah’tan ümit kesilmez,” derim hep; hayatımın temel kaidelerinden biridir. Ama bazı ayrılıklar vardır, insanı en hazırlıklı anında bile savurur.
Kimileri öldüğünde ardından tek kelime söylemezsiniz; gerek duymazsınız. Hayatı boyunca biriktirdikleriyle kendi hükmünü zaten vermiştir. Fakat bazı insanlar vardır; toplumun belleğine, yaşadığı coğrafyanın kültürüne, insanına dokunmuşlardır. Onların ardından susmak, insana yakışmaz. Cemal Öztürk de bu ikinci sınıftandı.
Genel müdürlük döneminden milletvekilliğine uzanan çizgide, Giresun’a dair hep olumlu izler bırakmış biri olarak hatırlanacak. “İnsanın sıfatı ömrünün aynasıdır” der atalar. Onun aynasında kibir değil vakur bir duruş, gösteriş değil emek vardı. Ben de bu yüzden, yıllar içinde edindiğim tüm inanç ve eğitim süzgecimle söylüyorum: Cemal Öztürk bu memleketin hafızasında iyi bir yer edinmiştir.
Cenab-ı Hak’tan merhuma rahmet; acılı ailesine, dostlarına ve tüm Giresun camiasına sabır diliyorum.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.