Millî Mücadele Kahramanı Osman Ağa

Giresun Müdafaa-İ Hukûk Reisi Osman Ağa’ya; “Hidemât-ı vataniyyenize teşekkür ederim. fedakâr Giresun ahâlîsine selâmımın tebliğini rica ederim”.
Mustafa Kemal (Paşa)
Ankara, 18 Eylül 1920

Yayınlama: 12.04.2023
Düzenleme: 12.04.2023 12:28
398
A+
A-

Millî Mücadele yılları öncesi ve sırasında Doğu Karadeniz bölgesinin tanınmış şahsiyetlerinden birisi de Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “hizmet ve vatanseverliği takdire değer” olan Osman Ağa’dır.

Osman Ağa, 1883 yılında Giresun’da Hacı Hüseyin Mahallesi’nde doğdu. Babası fındık ticareti yapan Feridunzâde Hacı Mehmed Efendi, dedesi deniz ticareti ile uğraşan Hacı İsmail Kaptan, annesi Cemşitgiller’den Zeynep Hanım’dır. Ailesi, denizcilik ve ticaret ile uğraştığından durumları oldukça iyiydi. Düzenli bir eğitim görmedi. Genç yaşta kayıkçılık yapmaya başladı. 1910’da Hacı Hüseyin Camisi’nin deniz kenarında Yalı Kahve’yi açtı.  Evlilik çağına geldiğinde Panazoğlu Hacı İsmail Ağa’nın kazı Hatun Hanım’la evlilik yaptı. Çekek semtindeki yalılarında bu ilk evliğinden İsmail ve Mustafa adlı oğulları dünyaya geldi.

Osman Ağa, ticarete yatkındı. Ailesinin ve kayınpederinin oldukça varlıkla olması nedeniyle geçim sıkıntısı geçmedi. Aksu deresi ağzına Rumlar tarafından kurulan kereste fabrikasına kayınpederiyle birlikte ortak koldu. Zamanla cömert ve varlıklı oluşu ve lider özelliği nedeniyle yörenin ileri gelenlerinden biri oldu. Daha gençlik yıllarında “zeki, azimli, atılgan” bir kişi olduğundan “ağa” lakabıyla anılmaya başlandı.

 

OSMAN AĞA BALKAN SAVAŞI’NA GÖNÜLLÜ KATILIYOR

8 Ekim 1912’de Balkan Savaşı çıktığında ailesi tarafından 54 altın bedeli ödenmiş olmasına rağmen Askerlik Şubesi’ne giderek verilen parayı yaktı ve 65 gönüllü arkadaşı ile Balkan Savaşı’na katıldı. Osman Ağa’nın babasının bedel olarak ödediği 200 altını yaktığını ve Hacı Mehmed Efendi’nin oğlunu Giresunlu Yüzbaşı Mustafa Efendi’ye emanet ettiği söylenilir. Osman Ağa, 18 Kasım 1912’de Çorlu yöresindeki çatışmalarda sağ diz kapağına isabet eden şarapnel parçasıyla yaralandı. Arkadaşları Sütlaç Mustafa ile Avutmuşlu Uzun Dursun Ağa ve Kâhyaoğlu Hüseyin tarafından sipere kadar çekildi. Bir başka sözlü kaynak Osman Ağa’nın verilen ricat emrini içine sindiremediğini, geri kaldığını, bu sırada vurulduğunu, kendisini Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin askerlerle birlikte aramaya çıktığı, Osman Ağa’nın balçığın içinde kaldığı, aldığı yaradan dolayı kimine göre “kedi miyavlamasına benzer” şekilde inlediği, Mustafa Efendi’nin yaralı şahsın yüzünü temizledikten sonra yaktığı kibritle Osman Ağa’yı tanıyabildiği söylenilmektedir. Cephede yaralanan Osman Ağa, arkadaşları tarafından İstanbul’da oturan kız kardeşi Zatiye Hanım’ın yanına getirilerek Sirkeci Gümrük Emini olan eniştesinin yardımıyla Şişli Etfal hastanesine yatırıldı. Hastaneye kaldırıldığında sağ diz kapağı parçalanmış, vücudu on beş yerinden yaralanmıştı. 8-9 ay kadar kaldığı hastanede tedavisi Başhekim Dr. Saim ve Opr. Dr. Cemil Beyler tarafından yapıldı. Aktarılanlara göre “bacağının kesilmesine razı olmadı” ve ameliyatı “uyutulmadan” yapıldı. Aldığı yaradan dolayı dizini kıramadığı için bütün adım atmak zorunda kaldı. Bu haliyle unvanı “Osman Ağa” iken “Topal Osman Ağa” oldu.

 

OSMAN AĞA RUSLAR’A KARŞI

Osman Ağa, hastaneden taburcu edildikten sonra Giresun’a geldi. 8 Eylül 1913 tarihli bir belge de Osman Ağa’nın Giresun’da olduğunu göstermektedir. Osman Ağa, I. Dünya Savaşı’na kadar Giresun’da ticaretle uğraştı.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesiyle birlikte şehirdeki Ermeniler ve Rumlar, Ruslarla işbirliği içine girdiler. Bu günlerde Pontus Çeteleri’ne karşı çıkan Osman Ağa oldu. Rumlar, Ruslar lehine casusluk etmekten ve Türk köylerine saldırmaktan geri durmamaktaydılar. Özellikle, Rumlar’ın Pontus hayali peşinde çete oluşturmaları ve silahlanmaları, hükümeti bazı tedbirler almaya zorladı. Bu tedbirlerden birisi de 9 Mart 1916’da başlayarak Giresun Rumlarının “Sevk ve İskân Kanunu” ile daha güvenli iç bölgelere kaydırılmalarıdır. Bu sevk sırasında hiçbir yolsuzluk olmadı. Ancak, Osman Ağa daha sonra sevk nedeniyle sorumlu tutulacak ve Kürt Mustafa Paşa’nın başkanlığındaki mahkemede yargılanmak istenecektir.

Osman Ağa, savaş içinde bu defa arkadaşları ile Kafkas Cephesi’nin yolunu tuttu. Osman Ağa ve 93 gönüllü arkadaşları önce Trabzon’a geldiler, burada hapishanede yatan Giresunlu Dalgaroğlu Bilal, Soytarıoğlu Dıvalak Salih, Engüzlü Abbas Çavuş, Borazan Şerif, Çayanoğlu Ali, Fındıkçıoğlu Ali adlı mahkûmları da çeteye dâhil ettiler.

Osman Ağa, Kafkas Cephesinde Teşkilât-ı Mahsusa’nın Doğu Cephesi’nde faal görev aldı. Başına topladığı 700-800 gönüllüyle Teşkilat-ı Mahsusa alayına katılarak Batum bölgesinde Ruslar’a karşı savaştı. Bölgede hükümet işlerine karıştığı gerekçesiyle hakkında türlü şikâyetler yapılmaya başladı. 25 Ağustos 1916’da Sivas Dîvânıharbi’nde muhakeme edildi ve bir süre gözaltında tutuldu. Giresun’a dönüşünün ardından şehrin tek hâkimi durumuna geldi. Türk Ordusunun Ruslar karşısında gerilemesi ve Harşit ırmağına kadar çekilmesinden sonra burada cephe tuttu, Albay Hacı Hamdi [Pirselimoğlu] Bey’in komutasındaki 37. Fırka ile ilişkilerini sürdürdü. Rus orduları karşısında çekilip dağılan birliklerin Harşit bölgesinde derlenip toparlanmasını, asker firarilerinin yakalanıp tekrar cepheye gönderilmesini sağladı.

Osman Ağa, Ekim Devrimi’nden sonra 12 Şubat 1918’den itibaren Harşit bölgesinden çekilmekte olan Ruslar’ın peşinden Batum’a ilk giren oldu. Bir süre Batum’da kalan Osman Ağa, Kafkasya’dan Giresun’a silah ve teçhizat getirmekle uğraştı. Bu başarılarından dolayı Osman Ağa’nın bölgede itibarı daha da arttı, günden güne sözü geçen, güçlü bir şahsiyet haline geldi.

 

OSMAN AĞA GİRESUN BELEDİYE REİSİ OLUYOR

Osman Ağa, şehre dönüşünde Larçinzâde Hakkı Bey, Hacı Vehbizâde, Çınarlar Cami imamı Hasan Efendi, Yusufağazâde Mehmed Ağa, Hacıeminzâde Hacı Emin Efendi, Kaymakamzâde Mehmed Bey, Hüseyin Efendi, Hüseyinyazıcızâde Hüseyin Efendi ve Topallızâde Osman Fikret ile birlikte kurulan Giresun Müdafaa-i Hukûk Cemiyeti ve Giresun Belediye Reisi oldu. Bu arada Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti Pontus tehlikesine karşı “işgale silahla karılık verme” kararı almıştı. Bunun için Osman Ağa ile anlaşmaya karar verildi. Çünkü, Türkler’den yalnız Osman Ağa çetesinin elinde silah vardı. Zaten Osman Ağa, daha Mondros Mütarekesi’nde (30 Ekim 1918) ileriyi görerek 42 yere telgraf çekmiş, “Trabzon’da bir kongre yapılmasını, silaha sarılmak gerektiğini, Türklerin imhasına karar verilmiş olduğunu, silaha sarılmaktan başka çare olmadığını” ifade etmişti.

Giresun’da Pontusçu Rumlar, kendilerine en büyük engel gördükleri Osman Ağa’yı şehirden uzaklaştırmak için her çareye başvuruyorlardı. Trabzon tehciri davası görülürken Karadeniz bölgesindeki Ermeniler ve Rumlar, tehcir meselesini bahane ederek yeni isimleri padişaha, patrikhaneye ve İngiliz karargâhlarına bildirmekteydiler. Nitekim Giresun’da da tehcir işlerinin çok kötü icra edildiği gerekçesiyle Osman Ağa’nın da Divan-ı Harb-i Örfi’sine teslimini istediler.

Giresun Belediye Reisi Osman Ağa’nın tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini isteyen telgraf bir süre işleme konulmadı. Kaymakam Nizamettin [Ataker] Bey’le, müddeiumumî Yolasığmazzâde Hulûsi Bey, Osman Ağa’ya gizlice haber göndererek ortalıkta dolaşmamasını istediler. Osman Ağa, şehirden ayrılmaya karar verince cephe arkadaşı, o günlerde dağa çıkmış olan Tomoğlu İsmail Ağa, çetesi ile bir gece Giresun’a gelerek kendisini “sargıdan” aldı. Bunda Tomoğlu İsmail Ağa’nın yanında Sütlaçzâde Vahid, Hotmanoğlu Kara Mahmud, Hotmanoğlu Vahid, Petoğlu Kör Abdullah’ın katkısı oldu. Sözel kaynaklara göre Osman Ağa’nın şehirden ayrılmasında Sütlâçzâde Mustafa Efendi’nin kız kardeşi [Sütlâcın] Fatma Hanım (ö. 1957) da yer aldı. Sözel anlatımlara göre “Sütlâçzâde Mustafa Efendi, Osman Ağa’ya ‘sen burada kal, ben vaziyeti öğreneyim, bir şey olursa bizim Vahit’i bana seğirtin’ der. Hava karardığında iki polisle dört jandarma evin etrafında dolaşmaya başlar. Yatsı namazı okunur. Fatma Hanım perdeyi aralayarak dışarıyı gözler. Devriyeler hâlâ evin etrafında dolaşmaktadır. Daha fazla dayanamayarak aşağı iner, eline bir çangal alarak dışarı fırlar ve köşede bekleyen devriyelere doğru ‘akşamdan beri ne dolaşıyorsunuz evin etrafında? Burası kerhâne kapısı mı? Beliniz çangal mı istiyor sizin?’ diye bağırarak çangalı vurmak için havaya doğru kaldırır. Devriyelerden birinin ‘bize verilen emir böyle, biz vazifemizi yapıyoruz’ diye karşılık vermesi üzerine bu defa ‘gidin katilleri, hırsızları yakalayın, evin erkeği bile yok içerde’ diye çıkışır. Devriyeler bu çıkış üzerine yavaş yavaş Sütlâç köprüsüne doğru yürümeye başlarlar. Devriyelerin evin önünden ayrıldığını gören Fatma Hanım içeri girer. Osman Ağa, merdiven başında kendisini beklemektedir. ‘Hayda Ağa, çil yavrusu gibi dağıttım hepsini’ der. Bahçeye bakan pencereyi yavaşça açarlar. Osman Ağa pencereden sarkarak aşağı atlar. Çiti aşarken Fatma Hanım, Osman Ağa’nın peşinden ‘Allah yardımcın olsun’ diye fısıldar.

Sargıdan kurtulan Osman Ağa bir süre Keşap Tepeköy’de, daha sonra Kayadibi köyünde kaldı. 9. Ordu müfettişliğine tayin edilen Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçtiği sırada Havza’dan sadârete gönderdiği 5 Haziran 1919 tarihli raporda “Topal Osman Ağa’nın çetesinin önemli olduğunu, bundan dolayı Giresun ve doğusunda asayişsiz bir hareketin görülmediğini” belirtmiştir. Padişah yanlısı Trabzonlu kaymakam Bâdi Nedim’in tutuklanması konusunda ısrarlı takibi üzerine maiyetini alarak Karahisar’a gitti. Osman Ağa’nın İstanbul’da öğrenci olan oğlu İsmail de babasının ağlara çekildiğini duyunca okuldan kaçarak kendisine katıldı. Trabzon Valisi Mehmed Galib [Gönç] Bey, İtilaf devletlerinin arzusu üzerine Osman Ağa’yı ölü veya diri ele geçirmeye çalıştığı sırada Giresunlular da artan Pontus baskısına karşı Karahisar’a adam göndererek Osman Ağa’dan yardım istediler.

8 Mayıs 1919’da içinde Yunan Kızılhaç Heyeti’nin bulunduğu bir geminin limana gelmesinden cesaret alan Rumlar’ın 11 Mayıs’ta Taşkışla denilen Rum okuluna Yunan Kızılhaç bayrağı çekmeleri ve taşkınlığına başlamaları, 5 Haziran’da mavi-beyaz renkte 20 m. uzunluğunda bir Pontus bayrağı asmaları üzerine Osman Ağa, Karahisar’dan Giresun’a indi ve Rum okuluna asılan bayrağı indirterek, bayrağı asan doğramacı ustası Aristidi Balavani’yi cezalandırdı ve ardından çetesiyle birlikte tekrar Karahisar’a döndü.

 

LÂLE SİNEMASI BASKINI

Osman Ağa, Giresun’dan uzaklaşınca Rumlar bunu fırsat bilerek taşkınlıklara başladılar. Rumlara cesaret verenlerden biri de Giresun’a yeni atanan kaymakam Bâdi Nedim Bey’di. Sadrazam Damat Ferit Paşa, Bâdi Nedim Bey’e Osman Ağa’nın tevkifi veya ortadan kaldırılması talimatını vermişti. Rumlar bir gün Lâle sinemasına gelerek oradaki Türklerin feslerini yere atıp çiğnemişlerdi. Sinemada yaşanan bu olay Osman Ağa’nın kulağına gidince Rumlara bir ders vermek ve ortalığın boş olmadığını göstermek gayesiyle 90 kadar çetesiyle Saytaş’tan gizlice gelerek sinema binasını kuşattı. Lâle sinemasına önce Tomoğlu İsmail Ağa birkaç çetesi ile sonra da Osman Ağa girdi. Osman Ağa’nın sinemaya girdiğini gören Rumlar ayağa kalktılar ve Osman Ağa’yı selamladılar. Çetelerin, Rumların bir kısmının şapka ve feslerini yırtmalarını Osman Ağa engelledi. Bir süre film seyredildi. Baskın amacına ulaştığı için Osman Ağa ve çetesi sinemadan gittiler. Giderken de birkaç el silah atarak Rumlara gözdağı vermeyi ihmal etmediler… Bu sinema, eski belediye başkanı Kaptan Yorgi’nin kızı Madam Pavlidi tarafından işletilen sinemadır.

 

OSMAN AĞA VE 168 ARKADAŞI “AFV-I ŞAHANE”YE UĞRUYOR

Osman Ağa, Sivas, Tokat ve Karahisar Rum metropolitlerine baskı yaparak Patrikhaneye ve İstanbul hükümetine tehcirle ilgili olmadığına, affedilmesinin yerinde olacağına, kendisi hakkında bir şikâyetlerinin bulunmadığına dair bir mektup yazmalarını sağladı. Osman Ağa’nın bu isteğine Giresun Rumları da katıldı. 30 Haziran 1919’da Karahisar mutasarrıflığı aracılığıyla Osman Ağa ve arkadaşları “istimân” ettiler. 2 Temmuz 1919’da Sivas Valisi Reşid Bey tarafından Dâhiliye Nezareti’ne arz edilen istimân yazısı Meclis-i Vükelâ’nın 7 Temmuz 1919 tarihli toplantısında görüşüldü ve Osman Ağa, “şahsi hukuk saklı olmak kaydıyla” affedildi. Osman Ağa, 8 Temmuz 1919’da gelen af kararını Karahisar’da Millet Bahçesi’nde okudu ve aynı gün yola çıktı, 12 Temmuz’da Giresun’a vardı. Uzun yazışmalardan sonra Meclis-i Vükelâ 10 Kasım 1919 tarihli toplantısında isimleri belirlenmiş olan 168 kişi için de adlî takibatın ertelenmesine karar verdi. Böylece, Osman Ağa ve arkadaşları “afv-ı şahane”ye uğramış oldular.

Osman Ağa, “afv-ı şahane”den sonra Giresun Belediye reisliği makamına yeniden oturdu. Pontus devleti hayallerine son veren mücadeleye hemen başladı, Giresunluları teşkilatlandırdı. Sahillerin kontrol altına alınması için 8-10 kişilik korucuyu mangası kurdurdu. Yine Osman Ağa bir beyanname yayınlayarak “21 ila 35 yaş arasındaki gençleri vatan savunmak, şeref ve dinlerini çiğneyen düşmanı kovmak için silâhaltına davet etti, kendilerine silah verileceğini” bildirdi. Osman Ağa’nın aftan sonra Giresun’a dönmesi Rumlar’ın faaliyetlerine büyük darbe vurdu.

 

MAVRİDİ KÖŞKÜ BASKINI

Giresun Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti” ve buna bağlı “Müdafaa-i Memleket Komitesi” mensupları göçmen Rumlar konusunda birbirleriyle haberleşiyor, gerekli önlemleri alıyor, etrafa göz-kulak oluyordu. Sohum’dan hareket ederek Giresun’a gelecek olan çetelerin arasında Giresun’dan meyhaneci Filoli, Süllü köyünden Haçika ve Ordulu Haralambo’nun olduğu bilinmekteydi. Yapılan istihbarata göre Haçika’nın Sohum’dan hareket ettiği öğrenildi. Giresun’da Keçiburnu sahilinde karaya çıkan Pontusçu çeteciler Saytaş’daki Mavride köşküne yerleşmişlerdi. 12/13 Temmuz 1919 gecesi Osman Ağa ve Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin Avni Alparslan kumandasında askerler ve çeteler köşke baskın yaptılar ve başta Haçika olmak üzere diğer çetecileri ölü ve yaralı olarak geçirdiler. Baskına katılanlar başta Osman Ağa olmak üzere Kaymakamzâde Mehmed Bey, Kaymakamzâde Âsım Bey, Bulamoğlu Mehmed Ağa, Larçınzâde Hakkı Bey, Yusufağazâde Mehmed Ağa, Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan, Göksüzoğlu Yusuf Ağa, Kâhyaoğlu Talip, Dalgaroğlu Bilal, Kürd Yusuf Çavuş, on iki kadar jandarma ve şube askeridir. Haçika, kaçmaya çalışırken Dalgaroğlu Bilal tarafından vuruldu.

 

ERZURUM KONGRESİ VE OSMAN AĞA

Ülkenin işgali, Doğu Anadolu’nun Ermenilere verileceği, Pontus devleti kurma hayali beraberinde millî uyanışı harekete geçirdi. Doğu Anadolu’da Ermenistan devleti kurulacağı söylentileri üzerine İstanbul’da Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti kurulmuştu.  Bölgelerinin Rumlara verilmesine karşı örgütlenmiş olan Trabzon Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye cemiyeti ve Kars Millî Şûrası’nın da katkılarıyla, Vilayât-ı Şarkiye cemiyeti Erzurum Şubesi, birlikte Erzurum’da bir kongre toplanmasını kararlaştırdı. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında İstanbul hükümetinin ve İtilâf devletlerinin engellemelerine rağmen toplanan kongreye delege olarak Giresun’dan Kitapçızâde İbrahim Hamdi [Elgen], Dr. Ali Naci [Duyduk], Tirebolu’dan Yusuf Ziya [Şişman] Beyler katıldı. Giresun delegeleri kongrede Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığına “asker ve tepeden inme” düşüncesiyle karşı çıkan Trabzon delegesi Ömer Fevzi [Eyüboğlu] Bey’in öncülük ettiği muhalif grubun içinde yer aldıkları için Osman Ağa’nın tepkisine neden oldu. Mustafa Kemal Paşa’ya muhalefet eden Dr. Ali Naci, İbrahim Hamdi Beyler, Osman Ağa’nın kendilerine bir fenalık etmesinden korkarak Giresun’u terk ettiler, Yusuf Ziya Bey, Tirebolu’da evine kapanmak zorunda kaldı.

 

BÂDİ NEDİM OLAYI

Osman Ağa’nın önemli bir eylemi de Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarı kaymakam Bâdi Nedim Bey’in don, gömlek, yaka-paça evinden kaldırılarak bir motorla Trabzon’a gönderilmesidir.

İşbirlikçi Damat Ferit Paşa kabinesi tarafından atanan Bâdi Nedim Bey’in millî emellere itaatkâr olduğu ve olacağına dair teminatı üzerine 13 Ekim 1919’da yerinde bırakıldı. Ancak, göreve başlayınca İstanbul hükümetinin ve Rumların tahrikiyle Osman Ağa’ya karşı sert tedbirler almaya başladı. Bâdi Nedim Bey’in Osman Ağa’yı ortadan kaldırmak üzere para ve adam ederek bir suikast yapmayı tasarladığı ortaya çıkınca Osman Ağa, Bâdi Nedim Bey’in evine 20 Aralık 1919’da bir baskın yaptı ve Bâdi Nedim Bey’i yatağından kaldırılıp Tirebolu’ya, oradan da Trabzon’a valiye teslim ettirdi.

 

GİRESUN UŞAKLARI ŞARK HAREKÂTINDA

Bu sırada Ermeni (Şark) Harekâtı vardı ve kuvvete ihtiyaç duyulmaktaydı. Kazım Karabekir, Osman Ağa’nın Giresun’da kalmak üzere hazırlanan millî taburun doğuda kullanılmasını istedi. Osman Ağa’nın kurduğu Giresun Millî Taburu Kars’a gitmek üzere 12 Eylül 1920’de Trabzon’a ulaştı, 22 Eylül’de Trabzon’dan ayrıldı. Ancak, Giresun Taburu, Ermeni harekâtına yetişemedi, savaş sonrası bölgenin temizlenmesi ve asayişin sağlanması işlerinde dört ay görev yaptı.

 

GİRESUN’DA ÇATIŞMA

Osman Ağa, Gönüllü Taburunu gönderdikten sonra Giresun’a döndü. O sıralarda bir motor dolusu silah gelmişti ve bu silahların İnebolu’ya ulaştırılması gerekmekteydi. Motor bozulunca Osman Ağa, Rizeli Ahmed Reis’in motoruyla silahın bir kısmını İnebolu’ya götürmesi için anlaştı. Silah aktarması yapılırken Ahmed Reis, kaymakam Hopalı Hüsnü [Çakır] Bey’e “Osman Ağa’nın kendi rızası olmadan motoruna el koyduğunu” söyledi. Bunun üzerine Ahmed Reis’in motoru boşaltıldı. Osman Ağa, Ahmed Reis’e “ben senin motoruna silahı cebren mi yüklettim, niye beni kaymakama şikâyet ettin” diye sordu. Bu konuşmadan sonra Osman Ağa’nın oğlu İsmail, Ahmed Reis’le kavga edince, taraflar çatışma konumuna geldi. Osman Ağa, Ahmed Reis’in adamlarının elinden silahlarını aldırdı. Bu kavga üzerine kaymakam Hüsnü Bey, jandarmaya Osman Ağa’yı yakalama emri verdi. Osman Ağa, Rizeli Ekşioğlu Mehmed Ağa’nın gazinosunda otururken jandarmalar tarafından sarıldı. Tabur kumandanı Hamdi ve Bölük kumandanı Suphi Beyler de oradaydı. Osman Ağa’nın çetesi de mevzi aldı. Bu sırada jandarma eri Tonyalı Ali, emir almadan Osman Ağa’ya ateş etti. Kurşun balkon demirinin üstünü sıyırarak geçti, Tonyalı Ali karşı ateşle vuruldu. İşte, bu anda bir elinde kırbacıyla bir albay ortaya çıktı [bir sözel kaynağa göre Albay Rasim Bey, Osman Ağa ile birlikte oturmaktadır], duruma güçlükle hâkim oldu. Osman Ağa’nın yanında bulunan Şevki Reis, Gümüşreisoğlu İbrahim, Hacı Usta’nın Ahmed, Sütlâcın Vahit silahlarını çekerek otelden dışarıya çıktılar. Bu albay, Osman Ağa’yı izlemek üzere Ankara’dan gelen Cebel-i Bereket (Osmaniye) mebusu Rasim Bey’di. Giresun’a gelerek Osman Ağa’yı soruşturan Rasim Bey, millî mücadelede Osman Ağa’dan yararlanılabilir kararına varmış, bu yönde rapor vermişti. Osman Ağa, olumlu rapor üzerine Mustafa Kemal Paşa tarafından 21 Ekim 1920’de Albay Rasim Bey aracılığı ile Ankara’ya davet edildi.

 

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN GİRESUNLU MUHAFIZLARI

Osman Ağa, Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı üzerine 15 kişilik gönüllü müfrezesi ile Ankara’ya doğru yola çıktı. Ünye motoruyla önce Vona, Ünye, Terme, Samsun, Gerze ve Sinop’u uğradıktan sonra 29 Ekim’de İnebolu’ya gelindi. Hatta motor iskeleye yanaşırken fırtınadan batma tehlikesi geçirdi. Osman Ağa’nın geldiğini haber alan Pontusçu Rumlar ise şehri terk etmişlerdi. Osman Ağa, ertesi günü dört yaylı arabayla İnebolu’dan uğurlandı. Kastamonu ve Çankırı yoluyla Ankara’ya gelinip Taşhan Oteli’ne yerleştirildi. Taşhan Oteli’nde Osman Ağa’yı başyaver Salih (Bozok) Bey karşıladı. Osman Ağa, yanında oğlu İsmail, Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan, Kaymakamın Asım Bey olduğu halde Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkıldı, akşam yemeği birlikte yenildi. Mustafa Kemal Paşa, ertesi gün de Osman Ağa müfrezesini Çankaya’daki yemeğe davet etti. Mustafa Kemal Paşa, müfrezeyle tek tek ilgilendi. Bir ara gözü Kemençeci Hamit’in koltuğunun altındaki kemençeye takıldı. Osman Ağa’ya “bu nedir” diye sordu ve aldığı cevaptan sonra “kemençenin çalınmasını ve horon oynanması” dileğini iletti. Paşa’nın huzurunda horon kuran uşaklardan Co Hüseyin’in “alaşağı” yapıldığı sırada belindeki silahı patladı ve bacağından yaralandı. Mustafa Kemal Paşa, oyunun durmasını istedi ise de “uşaklar” horonu bitirmeden oyuna son vermedi. Üstelik Co Hüseyin, “biz böyle yaralara alışığız” diyerek hastaneye gitmek istemedi. Osman Ağa da Mustafa Kemal Paşa’ya “Paşa hazretleri, bunlar ölürler de horonu bitirmeden bırakmazlar” diyerek horonun Giresun uşaklarınca ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Osman Ağa, Ankara’dan döneceği günlerde muhafızlarıyla birlikte veda için gittiğinde Mustafa Kemal Paşa, “Giresun’un delikanlılarına hayran olduğun, kendisinin de böyle kılık ve kıyafette şahsi muhafızları olsa memnun ve mahzuz olacağını” söyleyince Osman Ağa da “emrediniz kalırlar Paşam” dedi. Böylece, 12 Kasım’da Mustafa Kemal Paşa’nın arzusu üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celile Muhafız Bölüğü’nün ilk mangası Hacı Hüseyin Mahallesinden Gümüşreisoğlu Kaptan Mustafa, Tığlıoğlu Ömer ve Ahmedcanoğlu Kırlak Hüseyin, Akyoma köyünden Osmanoğlu Sarı Mustafa ve Ali, Kayadibi köyünden Âşıkoğlu Galip, Seldeğirmeni köyünden Alişeyhoğlu Mehmed, Kemençeci Köseoğlu Hamid, Kapu Mahallesinden Soloğlu Hacı Hüseyin isimli “Giresunlu uşaklardan” oluşturuldu. Mahalli giysileri olan aba zıpka, silah ve mermilerle donatılan, sayıları ileride 200’ü bulan muhafız birliği “Giresun Gönüllü Laz Müfrezesi” adını aldı. Müfrezinin 1. Bölük Komutanlığına Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan, 1. Takım Komutanlığına Keşap-Tepeköy’den Hotmanoğlu Ethem Çavuş, 2. Takım Komutanlığına Piraziz’den Oruçoğlu Aziz Çavuş, 3. Takım Komutanlığına Kapu Mahallesinden Gıcıroğlu Muharrem Çavuş getirildi. Osman Ağa, Ankara’dan dönüşünde parlak bir törenle karşılandı.

Osman Ağa, Ankara’da iken Mustafa Kemal Paşa’ya Giresun’da üç tabur askerin hazır olduğunu ve bir tabur askerin de Kars’ta Kazım Karabekir Paşa’nın emrinde bulunduğunu anlatarak Pontusçulara karşı mücadele etmek üzere Samsun’a gidecek iki taburun komutasının Giresun Askerlik Şubesi Reisi Hüseyin Avni Alparslan Bey olmasını istediği gibi Fevzi [Çakmak] Paşa ile de görüşerek Giresun’da gönüllü alay kurulması için resmen talepte bulundu. Fevzi Paşa, Giresun’da mıntıka komutanı olan Kafkas Cephesinden tanıdığı Hüseyin Avni Alparslan Bey’in emrinde bir kurulması şartıyla bu isteği kabul etti. Osman Ağa’nın Hüseyin Avni Bey’le birlikte çalıştığını ifade etmesi üzerine Giresun’da iki alayın kurulması emredildi. Osman Ağa, aldığı emir gereğince Hüseyin Avni Bey’in bayında bulunduğu Giresun Nizâmiye Alayı’nın (42. Alay) kuruluşuyla da uğraştı. Böylece, Giresun 42. ve 47. alaylarıyla Millî Mücadele içindeki yerini aldı.

 

OSMAN AĞA KOÇGİRİ İSYANI’NDA

Osman Ağa, Mart 1921’de emrindeki 550 mevcudu ve 4 dağ topu ile birlikte Koçgiri ayaklanmasını bastırmak üzere Sivas’a gitti. Giresun alayı, Refahiye bölgesinden başlayarak asilere büyük bir darbe indirerek harekâtta çok önemli başarılar gösterdiler. 27 Nisan’da Çıragediği denilen yerde asiler tarafından pusuya düşürülen 28. Süvari Alayı’nın çarpışmalarda daha fazla zayiat vermesini Giresun müfrezesine bağlı mürettep süvari birliği önledi. Koçgiri harekâtından dönen Osman Ağa, Giresun’da hazırlanan 3. tabur ile Samsun’da Pontusçular üzerine gitti. Samsun’da Mıntıka Palas’ta karargâh kuran Osman Ağa, sokak çatışmalarına son verdirerek Pontusçu çetelerin topluca şehre girmelerini önledi. Ankara’dan Sakarya Savaşı’na katılmak üzere emir alınca Samsun’dan Havza’ya, oradan da Merzifon’a hareket etti, burada faaliyet gösteren Rum ve Ermeni çetelerini tamamen temizledi. 5 Ağustos 1921’de Yaşihan’dan Ankara’ya hareket etti.

 

OSMAN AĞA SAKARYA SAVAŞI’NDA

Sakarya Savaşı’nda Osman Ağa kumandasında 47. Alay, Mangal Tepe taarruzuna katıldı. Bu sırada bindiği at vuruldu, 42. Alay Kumandanı Hüseyin Avni Alparslan Bey şehit oldu. 4 Eylül’de 3. Kafkas Tümeni emrine verilen 47. Alay, bu tümenle 8. Tümen arasında boşluğun doldurulmasına memur edildi. Mustafa Kemal Paşa’ya “Osman Ağa’nın Birinci Taburunun süngüsü yok” diye bildirilince “süngü yoksa bellerinde bıçakları vardır. Düşmanın üzerine atılacaklar, onu eski yerlerine kovacaklardır” sözleri buruda söylendi. Osman Ağa kumandasındaki alay 28 Ağustos 1922 günü düşman takibine katıldı. Bu muharebeler sırasında 47. Alay, Afyon Dede Sivri Tepesi’nde 14 şehit verdi. Sakarya Savaşı’ndan 15 Eylül’e kadar bütün muharebelerde bulunan Osman Ağa’ya kaymakamlık (yarbaylık) rütbesi verildi ve “İstiklâl Madalyası” ile taltif edildi. Büyük Taarruzdan sonra 21 Aralık 1922’de Giresun’a döndü.

 

BEKLENMEYEN SON…

Osman Ağa, 13 Mart 1923 tarihinde aldığı bir telgrafla Ankara’ya çağrıldı. Osman Ağa yorgundur ve Ankara’ya gitmek için gönülsüzdür. Aslında Osman Ağa, 47. Alay’ın bulunduğu Salihli’ye gitmeyi düşünmektedir. Sözel kaynaklar Osman Ağa’nın “benim vazifem artık bitti, gidip hepsini teslim edip geleceğim, artık her şey bitmiştir” dediğini naklederler.

Büyük Millet Meclisi vatanın kaderine tamamen hâkim olmuştur. Ancak, Meclis’te farklı düşünen iki grup meydana çıkmıştır. Birinci ve İkinci Grup adıyla anılan milletvekilleri, zaferin kazanılmasından sonra yapılan ve yapılacak işlerde birbirinden farklı düşünmektedirler. Muhalefet görevini üstlenen İkinci Grubun önde gelen isimlerinden biri de Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’dir. Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 Salı akşamından sonra ortada görülmez. Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, 29 Mart’ta yapılan meclis görüşmelerinde konuyu gündeme getirir. Diğer muhalif mebuslar da Ali Şükrü Bey cinayetinde Mustafa Kemal Paşa’yı işaret etmektedirler. Yapılan soruşturma sonunda Ali Şükrü Bey’in en son Muhafız Bölüğü Kumandanı Mustafa Kaptan tarafından Osman Ağa’nın evine götürüldüğü söylenilir. Ali Şükrü Bey’in cesedi de Mühye köyünde bulunur. Osman Ağa ve Mustafa Kaptan hakkında tutuklama emri çıkarılır. Başbakan Rauf [Orbay] Bey, cinayetin Osman Ağa tarafından işlendiğini düşünerek durumu Mustafa Kemal Paşa’ya bildirir. Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey’i Osman Ağa’ya göndererek “bu işin kendisinin yapıp yapmadığını dürüst olarak söylemesini” ister. Osman Ağa, “cinayetin kendisi tarafından işlendiğini kesinlikle ret eder, böyle bir şey yapmasına imkân olmadığını” söyler. Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya “Topal Osman’ı yakalamak lâzım” diye görüş bildirir. Meclisin baskısı üzerine Mustafa Kemal Paşa, Muhafız Tabur Kumandanı İsmail Hakkı [Tekçe] Bey’i çağırır, “Osman Ağa’nın hükümete karşı isyankâr bir tavır takındığını, Ali Şükrü Bey’i öldürttüğünü, derhal taburu toplayıp ölü veya diri her nasıl olursa olsun Topal Osman’ı hükümete teslim etme emrini” verir. İsmail Hakkı Bey, taburunu toplayarak Osman Ağa’nın o sırada 144 kadar olan adamlarıyla bulunduğu Papazın Bağı’nı ve Çankaya mıntıkasını kuşatır. Çıkan çatışmada Osman Ağa yaralanır. Sedyede hastaneye nakledilirken Rasuhi Bey tarafından vurularak “şehit” edilir (2 Nisan 1923). Çatışma sırasında Giresun müfrezesinden Kayadibi köyünden Âşıkoğlu Galip (yaralanıp hastanede öldü), Hacı Hüseyin Mahallesinden Hacımehmedoğlu Cemal, Kellecioğlu Kadri Efendi (öldürüldü), Çaykara köyünden Atbaşoğlu Mehmed (Osman Ağa’nın bulunduğu köşkün kapısında nöbette vuruldu, müsademeler bu suretle başladı) ve Topçuoğlu Hamit, Boztekke’den Tozluoğlu Rasim, Keşap-Düzköy’den Haliloğulları’ndan Hakkı, Akköy-Semail köyünden Oruçoğlu Aziz Çavuş (kurşuna dizildi), Uzgur köyünden Kahyaoğlu Hacı Mehmed, Seyid köyünden Dizdaroğlu Ömer, Sarvan köyünden Kırömeroğlu Tufan (ilk şehit), Alınca köyünden Sıpçıkoğlu Ahmed (kurşuna dizildi), Yağmurca köyünden Karaibrahimoğlu Mehmed (kurşuna dizildi), 3. Takımdan aşçı Burdurlu Hafız Ahmed (yaralandı, hastanede öldü), Üregir’den Eskicioğlu Ahmed hayatını kaybetti, birçoğu da yaralandı. “Giresun Uşakları”nın kaybının 18, muhasara eden kuvvetlerin kaybının ise 35-36 kadar olduğu söylenilir. İsmail Hakkı Bey, teslim aldıkları “Giresun Uşakları”nı istasyona getirir. Mustafa Kemal Paşa, bunların “derhal terhis edilerek memleketlerine gönderilmeleri” emrini verir. İkinci Grup, Osman Ağa’nın öldürülüp öldürülmediğini görmek istediklerinden Osman Ağa’nın cesedi gömüldüğü yerden çıkarılır, başı koparıldığından Meclis önünde ayağından üç saat kadar asılı kalır. Osman Ağa’nın cenazesi eşinin isteği üzerine eski Giresun mutasarrıfı Nizamettin Bey ve kardeşi Hacı Hasan Efendi tarafından getirilir. Naşı Çınarlar camisindeki cenaze namazından sonra kalabalık bir vatandaş topluluğu eşliğinde Kurban Dede’nin mezarının yanına defnedilir.

Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi olayı hâlâ aydınlatılmamıştır. Bunda Osman Ağa’nın yargılanmadan öldürülmesini payı büyüktür. Eğer Osman Ağa, Ali Şükrü Bey’i öldürttü ise bunu Mustafa Kemal Paşa’ya olan bağlılığından yapmış olmalıdır.

Şapka İnkılâbına karşı muhalefeti soruşturmakla görevli Kılıç Ali başkanlığındaki İstiklâl Mahkemesi Heyeti, 1925 yılında Giresun’a uğradığında Osman Ağa’nın mezarını ziyaret ederler. Dönüşte kabrin feci halini Mustafa Kemal Paşa’ya anlatırlar. Mustafa Kemal Paşa ilgililere emir vererek Osman Ağa’nın mezarının Kale’nin en güzel yerine nakledilmesini ve anıt mezarının yapılmasını sağlar. Ne yazık ki, bu anıt mezardaki kitabe 2002 yılında AB uyum yasaları nedeniyle kazınacak, uzun uğraş sonunda 2003 yılında yeniden yazılacaktır.

 

OSMAN AĞA HAKKINDA

Osman Ağa, “Giresunluların Millî Kahramanı”dır. O’nun hakkında “cahil” ve “okur-yazar değildi” sözü doğru değildir. Bir eşraf çocuğunun okur-yazar olmaması mümkün mü? Bu söz, rüştiye veya idadî tahsili yapmamasıyla ilgili olmalıdır. Osman Ağa, karakter olarak namusa düşkündür, mütedeyyin bir kişidir, içki kullanmaz. Ahlaken zayıf kimselerin yanında barınması mümkün değildir. Müfettiş Hilmi [Uran] Bey, bu karakterini “çok iyi kalpli, namuslu ve memlekete hizmet etmekte olduğunu, ancak bazı taşkınlıklarda bulunduğunu” ifade etmektedir.

Basının bir güç olduğunun bilincindedir. “Karadeniz’de hedefe yalnız silahla varılamayacağı, mücadelenin propaganda ve iletişim yoluyla da verilmesi gerektiği” fikrinden hareketle 17 Ocak 1920’de Gedikkaya gazetesini çıkarmıştır. Millî şuur sahibidir. Giresun limanına gelen İngiliz gemisi komutanının bir hileden ibaret olan davetini kabul etmeyerek “payitahtımızı işgal ile halifeyi ve padişahımızı esaret altına alan bir milletin adamlarıyla görüşecek bir şeyim yoktur” cevabı buna en güzel örnektir. Aldığı silahlara verdiği para yetişmediği için katkıda bulunan Bilâl Kaptan’a “sana da bana her vatanını seven için para lâzım değil… Vatan kurtulmazsa, bu mücadelede davayı kazanamazsak para olmuş, kıymeti ne” demesi bunu doğrulamaktadır. Giresun alayının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için “mevcut mal ve mülkünün satılması” isteyecek kadar da gönül büyüklüğü olan birisidir.

Belediye reisliği başarılıdır. İmar işlerine önem vermiştir. Belediyenin etrafındaki evleri satın alarak yıktırmıştır. Rıhtım Camisinin etrafını tamamen boşaltarak park haline getirmiştir. Osman Ağa, şehre ilk defa otomobil getirerek “medeni gürültülere Giresunluların kulağını alıştırmıştır”. Giresun, Osman Ağa ile bazı yeniliklerle tanışmıştır. Işık gazetesi ve matbaası elektrikle aydınlanmaya başlamıştır. Sokakların, gazinoların, resmî daireler ve evlerin de elektrikle aydınlatılması için büyük bir dinamo makinesi getirmek için girişimlerde bulunmuştur. Giresun’da ekonomik ve ticarî gelişmenin sağlanabilmesi için Mart 1921’de Osmaniye İşçi Ocağı’nı kurmuştur. Ocağın gayesi memleketin öksüz ve yetim çocukların elbise, iaşe ve tahsillerine kaynak sağlamaktır.

Kastamonu Bölge Komutanı Osman Ağa’dan “bir kahraman” olarak bahsetmektedir. Merkez Ordusu Kumandanı Sakallı Nureddin Paşa da “muvazzaf asker olmamasına rağmen, askerlik için yaratılmış müstaidd [kabiliyetli] bir adam” değerlendirmesini yapmıştır. 10 Ağustos 1921’te kendisine hoş geldin ziyaretinde bulunan mebuslar heyetinin önünde yaptığı konuşmada söylediği “benim bir bacağım evvelki muharebelerde sakat oldu. Bugün her iki bacağımı kaybetsem bile yine sedye üstünde düşmanı denize dökünceye kadar uğraşacağımı alayımla birlikte ahdediyorum” sözü dinleyenleri gözyaşına boğmuştur.

Giresun (2013) adlı çalışmada Osman Ağa’nın “Çete ve Eşkıya” tanımlamasının altında ve aynı bölümde tanıtılması yeni Türk Devleti’ni kuran iradenin yayında yer aldığı için “itibarsızlaştırmak”; Sevr’i imzalayanları ve Malaya zırhlısı ile kaçanları yüceltmek istenilmesinden mi kaynaklanıyor “tahkiki” gerekir!.. Bu şehir, mevki ve makam almak için “Kürt açılımına taraftar” olan nice hemşeriler de gördü!..

Millî Mücadele kahramanı Osman Ağa’ya ve silah arkadaşlarına Tanrı Rahmet Eylesin!…

 

KAYNAKLAR: Karadeniz, nr. 1001 (12.08.1957); Ömer Sami Coşar, Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman (Osman Ağa), İstanbul 1971; M. Şakir Sarıbayraktaroğlu, Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor, İstanbul 1975; Mustafa Dağ, “Osman Ağa”, Giresun Dergisi, sayı: 11 (Nisan 1987), s. 13-16; Erden Menteşeoğlu, Yakın Tarihimizde Osman Ağa ve Giresunlular, Giresun 1997; Süleyman Beyoğlu, Millî Mücadele Kahramanı Giresunlu Osman Ağa, İstanbul 2009; a.mlf., “Topal Osman”, DİA, XLI, 242-244; Ayhan Yüksel, “Millî Mücadelede Giresunlu Osman Ağa ve Arkadaşlarının Affı”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sayı: 231 (Mart 2006), s. 55-59; a.mlf., “Millî Mücadele Yıllarında Giresun’da Rumlar ve Haçika Çetesi”, Başlangıçtan Günümüze Pontus Sorunu (ed. Veysel Usta), Trabzon 2007, s. 387-395; Osman Fikret Topallı, Müdafaa-i Hukuk ve İstiklâl Harbi Tarihinde Giresun (hzl. Veysel Usta), Trabzon 2011; 81 İlde Kültür ve Şehir:  Giresun (yay. Giresun Valiliği), İstanbul 2013, s. 157, 163-165.

REKLAM ALANI