19.Yüzyılın İlk Yarısında Osmanlı Devleti’nin Ömrünün Uzatılması

Yayınlama: 03.02.2024
31
A+
A-

[Kavalalı, Mısır Sorunu, Rus Yardımı ve İngilizlerin  Mısır’da Söz sahibi Olmaları]

Osmanlı Devleti, Yunan isyanından sonra Mora yarımadasında bağımsız bir Yunan prensliğinin kurulması ve 1830’da Fransızların Cezayir’e çıkmaları” ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nın yol açtığı sıkıntılar içerisindeyken, birde Mısır sorunu ile karşılaştı.  Mısır sorununun asıl tarafı olan Vali Kavalalı Mehmet Ali Paşa, aslında 1798’de Napolyon’un Mısır’ı işgal teşebbüsüne karşı durmak için Kavala’dan gelen başıbozuk askerlerdendi. Zeki becerikli ve muhteris bir kişiliği olan Mehmet Ali, Memlüklü beylerinin yarattığı karışık ortamdan istifadeyle hızla yükseldi. Arkasına Mısır ulema ve eşrafının desteğini almasından sonra da, 1805’te valiliği Babıali tarafından onaylandı.[1]

 

1811 yılında kurnazca planlayıp uyguladığı bir hileyle tüm Memlük  beylerini ortadan kaldırıp, Mısır’ın tek hakimi haline gelen Mehmet Ali Paşa, Mısır’ı daha güçlü ve uygar hale getirmek için o zamana kadar Osmanlı devletinde görülmemiş derecede reform hareketlerine girişti.[2]

 

Sulama kanalları açtırarak pamuk ekimini yaygınlaştırdı, iplik, bez, alkol ve şeker fabrikaları kurdurdu. Mısır’da asırlardır faaliyet gösteren Katolik misyonerlerin sayesinde bir Fransız geleneği oluşmuş ve Napolyon’un işgal girişimi de bunu körüklemişti. Mehmet Ali Paşa bu ilgiyi kullanarak Fransa ile ilişkisini canlı tuttu. Fransa’dan teknisyenler getirterek düzenli ve disiplinli bir ordu teşkil

etti, ayrıca modern bir filo kurdu. Tüm bu bayındırlık çalışmaları neticesinde de Mısır’ın yıllık geliri dört yüz bin keseyi aştı.[3]

 

1811’de oğulları Tosun ve İbrahim Paşalar idaresindeki Mısır ordusu, senelerdir Osmanlı Devleti’ne isyan halinde bulunan Hicaz’daki Vahhabilerin üzerine yürüdü ve 1819’da Necit Sultanlığını

işgal ederek bu meseleye son verdi. Mehmet Ali Paşa’nın tüm bu gayret ve başarıları, onun İslam dünyasındaki itibarını arttırdı.[4]

 

Yunan isyanında padişahın isteği üzerine ordu ve donanmasını seferber eden Mehmet Ali Paşa’ya bunun karşılığında Girit, Suriye ve Trabluşşam valiliklerinin kendisine verilmesi vaadinde bulunuldu.[5]

Ancak oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki Mısır donanması1827’de Navarin’de[6] Osmanlı  donanmasıyla beraber yakılınca, İbrahim Paşa sultanın iznini almadan Mora’dan çekildi.

 

Mehmet Ali Paşa 1828-29 Osmanlı-Rus harbinde askeri yardımda bulunmadığı gibi, kendisi ve oğlu için Anadolu ve Rumeli seraskerliklerini istedi. Kendisine daha önce vaat edilen valilikleri de istemesi bardağı taşıran son damla oldu. Paşa’ya sadece Girit valiliği verildi ve “derun-i Mısır’da bir ihtilal

peydası ile hakkından gelinmek” üzere tertipler hazırlandı.[7]

 

Bu tertipleri haber alan Mehmet Ali Paşa ağır vergiler ve baskı sebebiyle Mısır’dan kaçarak Suriye’ye sığınan “6000 fellahı[8]” Akka valisi Cezzarzade Abdullah Paşadan istedi ve verilmemelerini bahane ederek de 1 Kasım 1831’den itibaren Suriye’ye girdi. İbrahim Paşa kumandasında bir ordu Gazze, Kudüs, Yafa ve Akka’yı aldı. Esas niyeti Suriye’yi alarak Mısır’ın tam güvenliğini sağlamak olan

Mehmet Ali Paşa, Babıali’nin geri çekilmesi talebini reddedince asi ilan edildi.[9]

 

Buna rağmen ilerlemeye devam ederek Şam, Halep, Humus ve Hama’yı da aldı. 29 Temmzu 1832’de Hatay Belen’de Osmanlı ordusunu yenerek Anadolu içlerine ilerlemeye başladı.[10] Osmanlı ordusunun ardı ardına mağlup oluşu karşısında, Mısır kuvvetleriyle son bir kere karşılaşmadan evvel Sultan II. Mahmut “büyük devletlerden yardım istemek” zorunda kaldı.

 

İngiltere böyle zor bir zamanda Osmanlı Devleti’ne yardım edebilecek yegane devletti. Mısır isyanıyla mimli olan Fransa ve son yüzyılını Osmanlı ile savaşarak geçiren Rusya alternatif olarak düşünülemezdi.

 

Kasım 1832’de Namık Paşa yardım talebinde bulunmak için Londra’ya gönderildi. İngiliz kabinesi Osmanlı Devleti’ne yardım etmeyi reddetti. II. Mahmut İngiliz yardımını ümit ederken, bu esnada İbrahim Paşa kuvvetleri karşı gönderilen son Osmanlı Ordusu’nu Konya’da 21 Aralık 1832’de yenmiş ve 20 Ocak 1833’te Bursa’ya ilerlemeye başlamıştı.[11]

 

Bu gelişmeler üzerine başka çaresi kalmayan II. Mahmut, yardım kabul etmezse tahtını kaybedeceğini söyleyen Ferik Ahmet Paşa’nın da etkisiyle Rus Çarı I. Nikola’nın “yardım teklifini”[12] mecburen kabul etti. İngiliz sefiri Ponsonby, Rus yardımının sakıncalarını söyleyince sultan “denize düşen yılana sarılır” cevabını verdi.[13]

 

Osmanlı Devleti’nin bu derece güçsüz kalması Rusya’nın çıkarlarına uymuyordu. Bir darbeyle dağılabilecek bir Osmanlı, Rusya’nın istediği Boğazlar ve Balkanlar üzerinde diğer büyük güçlerle zamansız bir çatışma doğururdu. 20 Şubat 1833 günü dokuz parçalık Rus filosu İstanbul boğazından içeri girip Büyükdere önlerinde demirledi. Osmanlı Devleti kara desteği de isteyince, 7 Nisan 1833’te beş bin kişilik bir Rus kuvveti Beykoz’da karaya çıktı. Büyük telaşa kapılan İngiltere ve Fransa duruma müdahil olmaya karar verdiler.[14]

 

İngiltere ve Fransa’nın yaptığı baskı üzerine, Mehmet Ali Paşa ile Sultan II. Mahmut arasında 14 Mayıs 1833’te Kütahya Barışı imzalandı. Mehmet Ali Paşa’ya, Mısır ve Girit valiliklerine ek olarak Şam; oğlu

İbrahim Paşa’ya da Cidde valiliğine ek olarak Adana muhassıllığı(vergileri) verildi. Ayrıca Anadolu’da “Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak üzere oğul İbrahim Paşa komutasındaki Mısır Ordusu’na katılanlar için genel bir af ilan edildi.[15]

 

1.Mahmut Rusya’nın desteğini sağlama almak amacıyla 8 Temmuz 1833’ te Rusya ile bir antlaşma imzaladı. Hünkâr İskelesi adı verilen bu antlaşma sekiz yıl geçerli olacaktı. Anlaşmanın gizli maddesine göre, Osmanlı Devleti Rusya’ya yardım etme imkanından yoksun olduğundan, bir savaş durumunda Çanakkale Boğazı’nı diğer devletlerin savaş gemilerine kapatacaktı.[16]

 

Hünkâr İskelesi antlaşmasının gizli maddesini öğrenen  İngiltere ve Fransa diplomasi çevrelerinde büyük gürültü koptu ve hem Osmanlı hem de Rusya hükumetlerine birer protesto notası yolladılar. Bunun üzerine Osmanlı ve Rusya bu antlaşmanın boğazların kapalılığını ihlal etmediğini açıklamak zorunda kaldılar. Bu antlaşma İngiltere’nin, Osmanlı Devleti hakkında izleyeceği siyasette dönüm noktası oldu. 1828’de İran ile Türkmençayı Antlaşması yapan Rusya Kafkasya’yı kontrol altına almıştı. Şimdi ise Akdeniz’e inerek “Imperial Road” adı verilen Hint yolunu kesebilirdi. Lord Palmerston giderek yakınlaşan bu tehdit üzerine, Osmanlı Devleti’nin çökmekte olduğu kanısının hatalı olduğunu ve 1835 yılında “Osmanlı Devletinin bütünlüğünün Avrupa tarafından garanti altına alınması” istedi. [17]

 

Tahta çıkışında ordu ve donanmadan yoksun kalan Abdülaziz, Mehmet Ali Paşa’ya taviz vererek anlaşma niyetindeyken, beş büyük devlet (İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya) 27 Temmuz 1839’da verdikleri bir nota ile Osmanlı Devleti’nin kendi destekleri olmadan Mehmet Ali Paşa ile pazarlık etmemesini istemişlerdi.[18]

 

Osmanlı Devleti’nin “mecburen” ortak notayı kabul ettiğini bildirmesinden sonra Londra’da Fransa hariç diğer dört devletin katılımıyla bir konferans toplandı. “15 Temmuz 1840 Londra Antlaşması” ile Mısır Valiliği babadan oğula geçmek suretiyle Mehmet Ali Paşa’ya bırakıldı, kayd-ı hayat şartıyla Akka ve Güney Suriye de buna dâhil edildi.[19]

 

Ancak Mehmet Ali Paşa bu şartları kabul etmeyince, Osmanlı Devleti Mehmet Ali Paşa’nın tüm haklarını kaybettiğini ilan etti. Ortak İngiliz-Avusturya donanması Suriye kıyılarını topa tuttu, İngilizler Lübnan’a asker çıkardı. Fransa bundan hoşnut kalmadıysa da ses çıkaramadı ve Mehmet Ali Paşa sadece Mısır valiliğine razı olarak “daha önce ele geçirdiği” Osmanlı donanmasını da iade etti.[20]

 

13 Şubat 1841 tarihli ferman ile de Mısır valiliği veraset yoluyla Mehmet Ali Paşa ve ailesine bırakıldı, Mısır ordusu azami onsekizbin asker ile sınırlandırılıp, vergilerin padişah adına toplanması kabul edildi. Londra Antlaşması, İngiltere’yi “Osmanlı ile Mısır arasında garantör devlet” konumuna getirerek nüfuzunu arttırdı. Ayrıca 1838 Balta Limanı Antlaşması burada da geçerli olduğundan, serbest ticaret sömürgeciliği [kpitülasyonda denir] vasıtasıyla İngiltere gelecekte Mısır üzerine resmi müdahale hakkı kazandı. 13 Temmuz 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi imzalanarak da “Türk boğazları barış zamanında tüm devletlerin savaş gemilerine

kapalı hale” getirildi. Bu antlaşma ile Türk boğazları, milletlerarası statü kazanarak güvenliği tüm devletlerce taahhüt edilmiştir.[21]

 

Emperyalist (kolonyal) devlet “eline geçen her fırsatı  çıkarına ve lehine” değerlendirmesini bilen ve uygulayan devlettir. Aradan 185 yıl geçmesine rağmen bu yaşananlardan ders almadığımız gibi, gerekli tedbirleri de maalesef  almıyoruz.

Kar, izleri örtmesin.

[1]  Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, TTK Basımevi, Ankara 1988, Cilt-5, s.126

[2] İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, 2003, s.54

[3] Bir kesede 10 bin altın oluyordu. [Kaynak: İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, s.54]

[4] Fahir Armaoğlu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, 1914-80, TTK Basımevi, Ankara 1989, s.197

[5] Enver Ziya Karal, a.g.e., s.128

[6] 20 Ekim 1827 günü İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları, Yunanistan’ın İyon Denizi kenarında Navarin limanında demirli bulunan Osmanlı ve müttefiki Mısır Valiliği donanmasına saldırdılar. Bu baskında, 57 parça Osmanlı gemisi ve beş bin asker

kaybedildi. Böylece Osmanlı deniz gücünden yoksun ve donanmasız kaldı.

[7] Enver Ziya Karal, a.g.e., s.128 v.d.

[8] “Mısır Köylüsü” anlamındadır. Arapça’da “fellah” çiftçi demek olup, Adana ve Mersin çevresinde yaşayan ve çiftçilik  yapan “Arap” kökenli vatandaşlarımıza da “fellah” denilir. Cemal Paşanın “Hatırat” adlı kitabında  “Arap Uşak” diye bilinen “Arapların, Sultan Abdülaziz devrinde Suriye-Lazkiye sancağındaki Rafizilerin [Suriye Alevileri olarak da bilinen Nusayri mezhep inancındaki Müslümanlar] ıslahı sırasında o zaman halkı çok az ve arazisi son derece verimli olan bereketli Adana Ovasının imarı amacıyla oralardan getirilmiş topluluklardır.”

[9] Cansu Uz Okur,  Tanzimat Dönemi Reformlarında İngiliz Etkisi, Gai Ü, SBE, YL Tezi, s.48 v.d.

[10] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), T.T.K. Basımevi, Ankara 1997, s.199

[11] Cansu Uz Okur, a.g.tez., s.51

[12]   II. Mahmut, 20 Ekim 1827 tarihinde İngiliz, Fransız ve Rus donanmalarının Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmalarını yakmalarını protesto etmek için Rusya’yla yapılmış olan Akkerman Antlaşmasını iptal etti ve Çanakkale Boğazı’nı Rus gemilerine kapadı. Bunun üzerine Rusya Osmanlı Devletine savaş ilan etti ve kısa zamanda Batı’dan Eflak-Boğdan (Moldova) üzerinden Tuna ve Balkanları boydan boya geçerek Edirne’ önlerine ve Doğu’dan da Kafkaslar üzerinden ilerleyerek Kars, Erzurum ve Bayburt’u işgal ederek başarılı bir askeri harekat yaptılar. Rus ilerlemesini durdurmak için, 14 Eylül 1829 tarihinde Osmanlı ve Rus İmparatorluğu arasında “şartları çok ağır” Edirne Anlaşması yapıldı. Anlaşma, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nı sona erdirirken, Yunanistan bağımsızlığını kazandı. Ayrıca, Rumeli’de Tuna deltası ile Batı Kafkasya’da Anapa, Soğucak, Gelincik, Sohum, Anakara ve Faş, Güney-Doğu Kafkasya’da da Ahıska ve Ahılkelek Ruslara bırakılıp, savaş tazminatı ödenmesi kabul edildi.

[13]  Nimat Akdes Kurat, Nimet Akdes Kurat, Türkiye ve Rusya, Kültür Bak. Yay, Ankara 1990, s.60

[14] Cansu Uz Okur, a.g.tez., s.51

[15] Enver Ziya Karal ,a.g.e. s.135 v.d.

[16] Cansu Uz Okur, a.g.tez., s.52

[17]   Fahir Armaoğlu, a.g.e.,s.194

[18] Fahir Armaoğlu, a.g.e., s.214

[19] Fahir Armaoğlu, a.g.e.,s.215

[20] Cansu Uz Okur, a.g.tez., s.58

[21] Enver Ziya Karal, a.g.e,  s.209

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.